
İçindekiler
- 1 Marka Hukukunda Tazminat Sorumluluğu
- 1.1 Marka İhlalinde Hangi Tazminatlar Talep Edilebilir?
- 1.2 Yoksun Kalınan Kazanç Tazminatında Seçimlik Haklar
- 1.3 Marka Tazminatında Seçimlik Hakkın Önemi
- 1.4 Hangi Yöntem Hangi Dosyaya Daha Uygundur?
- 1.5 Marka İhlali Tazminat Hesabında Dikkate Alınan Kriterler
- 1.6 En Sık Yapılan Hatalar
- 1.7 Sonuç: Hangi Yöntemi Seçmelisiniz?
Marka ihlalinde tazminat talep etmek, yalnızca dava açmaktan ibaret değildir. Sınai Mülkiyet Kanunu’nun (“SMK”) 151. maddesi, yoksun kalınan kazancın hesaplanmasında hak sahibine üç seçimlik hak tanımaktadır: Muhtemel gelir, tecavüz edenin kazancı ve lisans bedeli. Bu üçünden yalnızca biri talep edilebilir. Hangi yöntemi ne zaman tercih etmeniz gerektiği, Yargıtay’ın bu konudaki tutumu ve uygulamada yapılan kritik hatalar bu yazıda ele alınmaktadır.
Marka ihlalinden kaynaklanan tazminat davası, marka hakkına tecavüz davası ile birlikte açılabilmektedir. Ayrı bir dava olarak da ikame edilebilir ancak uygulamada genellikle marka avukatları, kusurun ve ihlalin boyutlarının ispatlanmasının önemli olduğunu bildikleri için gerek ihlalin önünü kesmek gerek önlem almak gerek tazminata ilişkin altyapıyı oluşturmak adına bu davaları, “davaların yığılması” metodu ile birlikte ikame etmektedir. Böylelikle yalnızca marka tazminat davası olarak ikame edildiğinde başvurulması zorunlu olan arabuluculuk aşamasını da elimine etmektedir. En iyi marka avukatı, müvekkilinin menfaatine uygun olarak uygun hukuki reçeteyi sunan avukat olduğu için yaşanan her somut şarta özgü çözümlerin geliştirilmesi gerekmektedir.
Bu yazı kimler için?
- Marka tazminat davası açmayı düşünen ve hangi yöntemi seçmesi gerektiğini bilmek isteyen tescilli marka sahipleri
- E-ticaret pazar yerlerinde marka ihlali yaşayan satıcılar
- Markası taklit edilen şirketler, tüzel kişiler veya gerçek kişiler
- Eski bayi, distribütör veya iş ortağı nedeniyle marka kullanım sorunu yaşayan işletmeler
- Yargılama sürecinde “seçimlik hak” kavramıyla ilk kez karşılaşanlar
- Taklit ürün, lisanssız kullanım, reklam kullanımı veya alan adı kullanımı sebebiyle zarar gördüğünü düşünen marka sahipleri
- Hem maddi hem manevi hem de itibar tazminatını aynı davada talep etmek isteyenler
- Kendisine karşı marka ihlalinden dolayı Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi nezdinde dava açılan davalı sıfatındakiler ile markasının ihlal edildiğinden bahisle ihlal teşkil eden kullanımlara yönelik markka hakkına tecavüz sebebiyle tazminat davası açmak isteyen davacı sıfatındaki şirketler, tüzel ve gerçek kişiler.
Marka Hukukunda Tazminat Sorumluluğu
Marka hukukunda tazminat, yalnızca “bana haksızlık yapıldı, bedeli ödensin” şeklinde soyut bir talep değildir. Hukuken bakıldığında tazminat, marka hakkına tecavüz oluşturan fiil ile bu fiilin doğurduğu zarar arasındaki bağın kurulmasına dayanır. Bu nedenle her marka ihlali dosyası otomatik olarak aynı tür ve aynı miktarda tazminata çıkmaz. Aynı işaretin izinsiz kullanılması bir dosyada ciddi satış kaybına yol açarken, başka bir dosyada asıl zarar itibarın zedelenmesi veya markanın piyasadaki güvenilirliğinin sarsılması olabilir.
Marka hakkına tecavüzden doğan tazminat sorumluluğu, SMK‘nın 149/1-ç maddesiyle güvence altına alınmıştır. Bu madde, marka sahibine “tecavüzün kaldırılması ile maddi ve manevi zararın tazmini” talebinde bulunma hakkını doğrudan vermektedir.
Sınai mülkiyet hakkı tecavüze uğrayan hak sahibinin ileri sürebileceği talepler
MADDE 149- (1) Sınai mülkiyet hakkı tecavüze uğrayan hak sahibi, mahkemeden aşağıdaki taleplerde bulunabilir:
ç) Tecavüzün kaldırılması ile maddi ve manevi zararın tazmini.
Tescilli bir markanın sahibi olan hak sahibinin, SMK’dan doğan haklarını ihlal eden kişilere karşı dava açarken maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmasına ilişkin hukuki dayanak, alıntılanan kanun maddesi ve devamındaki maddelerdir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi, E. 2023/943, K. 2025/1501, T. 13.11.2025: “SMK 149. Maddesine göre marka hakkına tecavüz edilen hak sahibinin tecavüzün tespitini, önlenmesini durdurulmasını, maddi ve manevi tazminat talebinde bulunabileceği düzenlenmiştir. Sınai mülkiyet hakkına tecavüz sayılan fiilleri işleyen kişiler, hak sahibinin zararını tazmin etmekle yükümlüdür. Kusurun varlığı ve derecesi tazminat hesabında dikkate alınması gereken bir unsurdur.“
Marka ihlalinin temel dayanağı, esasında Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlenen haksız fiil sorumluluğudur. Haksız fiil sorumluluğundan dayanağını aldığı için bir marka ihlalinde hukuka aykırı fiil, kusur, zarar ve illiyet bağı şartlarının gerçekleşmesi aranmaktadır.
Tazminat
MADDE 150- (1) Sınai mülkiyet hakkına tecavüz sayılan fiilleri işleyen kişiler, hak sahibinin zararını tazmin etmekle yükümlüdür.
SMK m. 150 uyarınca marka hakkına tecavüz eden kişilerin, marka hakkı sahibinin zararını tazmin etmesine ilişkin yükümlülük açıkça düzenlenmiştir. Ancak tazminat davası açmak isteyen hak sahibinin yalnızca “tazminat istiyorum” şeklinde talebini ileri sürmesi, yeterli değildir.
Yoksun kalınan kazanç
MADDE 151- (1) Hak sahibinin uğradığı zarar, fiili kaybı ve yoksun kalınan kazancı kapsar.
Kanun koyucu, marka hakkı sahibinin uğradığı zararın ne olduğu SMK m. 151’de “Yoksun kalınan kazanç” başlığı ile düzenlemiştir. Bu doğrultuda somut olarak zararın fiili kayıplar ve yoksun kalınan kazançları içerdiği belirtilmiştir. Bu zararların yanı sıra marka ihlalinde manevi tazminat ile şartların sağlanması halinde itibar tazminatı da istenebilmektedir. Konumuz, yoğun olarak seçimlik haklara ilişkin olduğu için yoksun kalınan kazancın üzerinde durmak ve onu detaylandırmak daha doğru olacaktır. Keza marka tazminat davalarında seçimlik haklar, yoksun kalınan kazancın mahkemeden talep edilmesinde gündeme gelmektedir.
Marka İhlalinde Hangi Tazminatlar Talep Edilebilir?
Marka hukukunda tazminat denildiğinde aklımıza 3 farklı tazminat türünün gelmesi gerekmektedir, bunlar:
- Maddi Tazminat
- Fiili Kayıp
- Yoksun Kalınan Kazanç
- Manevi Tazminat
- İtibar Tazminatı
Fiili kayıp veya fiili zarar:
Fiili kayıplar, doğrudan yaşanan kayıplar ve yapılan masraflardır. Marka ihlali sebebiyle hak sahibinin malvarlığında meydana gelen eksilme olarak da ifade edilebilir. Örneğin marka hakkı sahibi tecavüze konu fiilleri tespit etmek, bunları kanıtlamak için harcama yaptığında, fiili kayba uğramış olur. Yine marka ihlalinden dolayı ihtarname masrafı, avukatlık ücreti gibi yargılama öncesi veya yargılama esnasındaki zorunlu harcamaları da bu kapsamda değerlendirilir.
Marka ihlal edildiğinde piyasada iltibastan kaynaklanan bir algı oluşacağı için marka hakkı sahibi bu gibi algıları kırabilmek adına harcamalar yaptığında, markasının ayırt edici niteliğini güçlendirmek adına çeşitli masrafların altına girdiğinde de fiili zarara uğramış olur. Bunun gibi örnekler çoğaltılabilir. Önemli olan fiili zararın somut olarak ispat edilebilmesi ve mahkeme nezdinde kanıtlanabilmesidir. Fiili zarara ilişkin olarak SMK, özel bir hesaplama yöntemi belirtmediğinden genel hükümlere göre Türk Borçlar Kanunu düzenlemeleri dayanak olmak suretiyle Yargıtay içtihatları dikkate alınacaktır.
Seçimlik haklar yoksun kalınan kazanç kapsamında değerlendirileceği için manevi tazminat ve itibar tazminatını öncelikle değerlendirelim.
Manevi tazminat:
Marka hukukunda tazminat türlerinden bir diğeri de manevi tazminattır. Manevi tazminat, markasının ihlal edilerek kullanılması sebebiyle tescilli marka sahibinin ticari itibarının ve piyasada kendisine duyulan güvenin sarsılması ile imajının zedelenmesinden dolayı duyduğu üzüntü ve elemin yargı önünde telafi edilmesi için talep edilmektedir.
Marka hukuku dosyalarında en yanlış anlaşılan alanlardan biri manevi tazminattır. Pek çok kişi manevi tazminatı, otomatik ve sembolik bir ek talep gibi görür. Oysa manevi tazminat, marka sahibinin ticari hayattaki itibarı, güvenilirliği ve kişisel ya da kurumsal saygınlığı üzerindeki olumsuz sonuçlarla ilgilidir. Bu yüzden her marka ihlali dosyasında aynı yoğunlukta gündeme gelmez. Özellikle markanın kötü, kontrolsüz veya yanıltıcı biçimde kullanılması; müşteride güven kaybı yaratması; markanın sahibiyle özdeşleşen kalite algısını zedelemesi hâlinde daha görünür hale gelir.
İtibar tazminatı:
İtibar tazminatı, çoğu zaman manevi tazminatla karıştırılır; ancak aynı şey değildir. SMK m. 150/2, hakka konu ürün veya hizmetlerin tecavüz eden tarafından kötü şekilde kullanılması, üretilmesi veya uygun olmayan bir tarzda piyasaya sürülmesi sonucunda sınai mülkiyet hakkının itibarı zarar görürse ayrıca tazminat istenebileceğini düzenler. Özellikle düşük kaliteli sahte ürünlerin piyasaya sürüldüğü, müşteride “bu marka bozulmuş” algısı yaratan veya markanın konumlandırmasını aşağı çeken dosyalarda bu başlık ayrıca önem kazanır.
Tazminat
MADDE 150-(2) Sınai mülkiyet hakkına tecavüz edilmesi durumunda, hakka konu ürün veya hizmetlerin, tecavüz eden tarafından kötü şekilde kullanılması veya üretilmesi, bu şekilde üretilen ürünlerin temin edilmesi yahut uygun olmayan bir tarzda piyasaya sürülmesi sonucunda sınai mülkiyet hakkının itibarı zarara uğrarsa, bu nedenle ayrıca tazminat istenebilir.
Pratikte şu ayrımı yapmak faydalıdır: Manevi tazminat, marka sahibinin ticari ve kişisel varlığına yansıyan manevi zarar boyutuna; itibar tazminatı ise markanın piyasadaki değerinin ve algısının zarar görmesine daha yakındır. Her iki talep aynı dosyada gündeme gelebilir; ancak aynı gerekçeyle otomatik olarak kabul edilecek talepler değildir.
Yoksun kalınan kazanç:
Seçimlik hakların gündeme geldiği, marka hukukunda tazminat sorumluluğunun en önemli türünü oluşturan marka ihlali tazminat türü, yoksun kalınan kazançtır. Tescilli marka hakkı sahibinin uğradığı maddi zararın büyük kısmı, yoksun kalınan kazançtan oluşmaktadır. Uygulamada da yüklü tazminat kalemlerinin ödenmesinin kaynağı da yoksun kalınan kazanç olarak karşımıza çıkan işbu tazminat türüdür.
Yoksun kalınan kazanç
MADDE 151- (2) Yoksun kalınan kazanç, zarar gören hak sahibinin seçimine bağlı olarak, aşağıdaki değerlendirme usullerinden biri ile hesaplanır:
a) Sınai mülkiyet hakkına tecavüz edenin rekabeti olmasaydı, hak sahibinin elde edebileceği muhtemel gelir.
b) Sınai mülkiyet hakkına tecavüz edenin elde ettiği net kazanç.
c) Sınai mülkiyet hakkına tecavüz edenin bu hakkı bir lisans sözleşmesi ile hukuka uygun şekilde kullanmış olması hâlinde ödemesi gereken lisans bedeli.
Davacı taraf, davasını açarken dava dilekçesinde veya mahkemede talebini açıklarken hangi yönteme göre tazminatını talep ettiğini açıklamak zorundadır. Hakim hangi tazminat türünün seçileceğine re’sen karar veremez. Davacı taraf, ya SMK 151/2-a uyarınca muhtemel gelire göre hesaplama ya SMK 151/2-b uyarınca davalı tarafın elde ettiği net kazanca göre hesaplama ya da SMK 151/2-c uyarınca lisans bedeline göre hesaplama talep edecektir.
Yoksun Kalınan Kazanç Tazminatında Seçimlik Haklar
Bahse konu seçimlik hakları, yazıda belirttiğimiz gibi 3 farklı başlıkta ele almamız gerekmektedir.
Hak Sahibinin Muhtemel Geliri
Muhtemel gelire göre marka tazminatı hesaplama yöntemi en basit ifadeyle şu soruya dayanır: “Eğer bu ihlal hiç yaşanmasaydı, hak sahibi ne kadar gelir elde edecekti?” Burada davacının kendi pazar performansı, önceki satış rakamları, sipariş geçmişi, dağıtım ağı, reklam yatırımı, sezon etkisi ve müşteri talebi önem kazanır. Özellikle oturmuş satış hacmi olan, pazar payı ölçülebilen ve ihlalin başladığı tarihle satış düşüşü arasında bağ kurulabilen dosyalarda güçlü bir yöntemdir.
Ancak bu yöntem her dosyada kolay değildir. Yeni markalarda, satış geçmişi zayıf dosyalarda veya pazardaki düşüşün başka sebeplerle de açıklanabildiği durumlarda, “ben satacaktım” iddiasını ispat etmek zorlaşır. O yüzden teorik olarak çok cazip görünse de, her zaman en güvenli yöntem bu olmayabilir.
Marka Hakkına Tecavüz Edenin Elde Ettiği Net Kazanç
Bu yöntemde odak, davacının kaybından çok davalının haksız kazancıdır. Soru şudur: “Marka ihlalinden davalı ne kadar net kazanç elde etti?” Burada özellikle ciro ile net kazanç arasındaki farkın iyi kurulması gerekir. Yüksek satış hacmi görmek tek başına yeterli değildir; önemli olan, bu satışlardan davalının gerçekten ne kadar kazandığıdır. Dolayısıyla ticari defterler, faturalar, mali kayıtlar, stok hareketleri ve bilirkişi incelemesi bu yöntemde merkezi rol oynar.
Yargıtay, 11. Hukuk Dairesi, E. 2024/4172, K. 2025/2577, T. 17.04.2025: “SMK’nın 151/2-b hükmü uyarınca talep edilen maddi tazminatın sadece davalı tarafın dosyaya sunduğu belgeler incelenerek hesaplanmasının da doğru olmadığı, zira bu madde kapsamında davalının tecavüz oluşturan ürünlerden elde ettiği net kazancının, davalının ticari defter ve kayıtlarının incelenmesi suretiyle tespit edilmesi gerektiği, buna göre yapılan inceleme sonucunda 16.06.2014 ve 29.01.2018 dava tarihi arasında davalının dava konusu markayı kullanmak suretiyle elde ettiği net kazancının 285.201,00 TL olduğu, ancak davacının talebi 100.000,00 TL olduğundan taleple bağlı kalınarak bir karar verilmesi gerektiği”
Alıntılanan Yargıtay kararında da görüleceği üzere bu hesaplama yönteminde, ticari defter ve kayıtlarının incelenmesi içtihatlarda bir zorunluluk olarak ele alınmıştır.
Bu yöntem, özellikle taklit ürün satışı yapan veya markayı ticari fayda için sistematik kullanan davalılara karşı güçlü olabilir. Ama pratikte şu zorlukla karşılaşılır: Davalının verilerine erişim sınırlı olabilir. İşte burada SMK m. 150/3 önemlidir. Kanun, hak sahibine, zarar miktarının belirlenebilmesi için sınai mülkiyet hakkının kullanılmasıyla ilgili belgelerin tazminat yükümlüsü tarafından mahkemeye sunulmasını isteme imkânı tanır. Bu düzenleme, tazminat davasının sadece genel iddialarla değil, gerekirse karşı tarafın elindeki mali veriler üzerinden de şekillenebileceğini gösterir.
Tazminat
MADDE 150 – (3) Hak sahibi, sınai mülkiyet hakkının ihlali iddiasına dayalı tazminat davası açmadan önce, delillerin tespiti ya da açılmış tazminat davasında uğramış olduğu zarar miktarının belirlenebilmesi için, sınai mülkiyet hakkının kullanılması ile ilgili belgelerin, tazminat yükümlüsü tarafından mahkemeye sunulması konusunda karar verilmesini mahkemeden talep edebilir.
İhlalden kaynaklanan tazminatlarda net kazanca göre hesaplama yapılmasının istenmesinin bir diğer dezavantajı, davalı tarafın ticari defterlerini usulüne uygun tutmamasıdır. Örneğin İstanbul Eminönü’nde satılan sahte ürünlere ilişkin açılan bir tazminat davasında net kazanca göre tazminat hesaplaması istemek, doğru ve stratejik olmayacaktır. Keza davalı tarafın herhangi bir fatura düzenlemediği, nakit olarak kazanç elde ettiği ihtimalinde net kazancın tespiti de zorlaşacak ve hatta imkansızlaşabilecektir.
Lisans Bedeline Göre Marka Tazminatının Talep Edilmesi
Uygulamada en pratik ve çoğu zaman en anlaşılır yöntemlerden biri lisans bedeli yaklaşımıdır. Burada soru şudur: “Davalı bu markayı hukuka uygun biçimde kullanmak isteseydi, bunun için ne kadar lisans bedeli ödemesi gerekirdi?” Özellikle lisanslama pratiği olan sektörlerde, emsal sözleşmelerin bulunabildiği durumlarda ve davacının veya sektörün royalty mantığına yatkın olduğu alanlarda bu yöntem güçlü bir dayanak sağlar.
Bu yöntem, doğrudan satış kaybını veya davalının net kazancını tüm açıklığıyla ispat etmenin zor olduğu dosyalarda çok işlevsel olabilir. Çünkü hesap, daha öngörülebilir bir zemine oturur. Ama yine de soyut bırakılmamalıdır. Emsal lisans sözleşmeleri, sektör teamülü, marka değeri, kullanım süresi ve kullanım yoğunluğu gibi unsurlar somutlaştırılmalıdır.
Lisans bedeli yönteminde; sektördeki emsal oranlar (İTO görüşlerine göre %1, %2 veya %15-%20 gibi), davalının cirosu ve faaliyet hacmi dikkate alınır.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi, E. 2022/276, K. 2023/1881, T. 12.12.2023: “davalının dava konusu dönemde e-ticaret yoluyla gerçekleştirmiş olduğu 12.687.462,10 TL tutarındaki cirosuna İTO tarafından bildirilen %15 oranındaki emsal lisans oranı uygulandığında, davacının dava tarihi itibariyle talep edebileceği lisans bedelinin 1.903.119,32 TL hesap edildiği, şayet emsal lisans bedeli alt sınırı olan %1 ve %2 emsal lisans bedeli oranları uygulanacak olursa”
Marka Tazminatında Seçimlik Hakkın Önemi
Marka ihlali tazminat davalarında, seçimlik hakkın doğru kullanılması, uyuşmazlığın kaderini belirlemektedir. Keza ihlalin net olduğu bir dosyada -açık delillere rağmen- yanlış seçimlik hakkın kullanılması, dosyadan elde edilecek tazminatın olması gerekenden az olmasına veya hiç olmamasına sebep olabilir.
Marka ihlalinden kaynaklanan tazminat davalarında yoksun kalınan kazanç talep edildiğinde bir hesaplama yönteminin bildirilmesi şarttır. Seçimlik hakka ilişkin olarak terditli talepte bulunulamaz. Bu nedenle seçimlik hak bir kez ve net olarak bildirilmelidir.
Yargıtay, 11. Hukuk Dairesi, E. 2023/4175, K. 2024/6167, T. 09.09.2024: “Davacı her ne kadar maddi tazminatın hesabına yönelik seçim hakkına ilişkin terditli beyanda bulunmuş ise de, seçimlik haklar bir kez ve net olarak kullanılıp sonradan ıslahla dahi değiştirilemeyeceği gibi terditli olarak da ileri sürülemez.”
Sonradan ıslah yöntemi ile dahi seçimlik hak değiştirilemez. Keza seçimlik haklar, niteliği gereği yenilik doğurucu olup, bir kez kullanılmakla tüketilir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi, E. 2022/866, K. 2025/170, T. 30.01.2025: “Bu durumda mahkemece dava dilekçesinde talep edildiği üzere 556 Sayılı KHK 66/2-a bendinde düzenlenen seçeneğe göre yoksun kalınan kazanca dayalı tazminata hükmedilmesi gerekirken, ıslah ile değiştirilen seçeneğe göre karar verilmesinin yerinde olmadığı kanaatine varılmıştır.”
Görüleceği üzere, talep edilecek tazminat hesaplama yöntemi, oldukça stratejik bir kararı gerektirmekte olup geri dönüşü olmayan sonuçları ortaya çıkartmaktadır.
Hangi Yöntem Hangi Dosyaya Daha Uygundur?
Bu sorunun tek bir cevabı yoktur; ama pratik bir yol haritası kurulabilir.
Eğer markanızın düzenli satış geçmişi varsa, ihlalin başladığı tarihle satış düşüşü arasında anlamlı bir bağ kurabiliyorsanız ve kendi ticari verileriniz kuvvetliyse, muhtemel gelir yöntemi daha uygun olabilir. Özellikle güçlü marka sahipleri, distribütör ağı oturmuş şirketler ve sezonluk satış verisini net tutan işletmeler için bu yöntem isabetli sonuç verebilir.
Eğer karşı tarafın kazancı dosyanın merkezindeyse, örneğin taklit ürün satışı sistematik biçimde yapılmışsa veya davalının satış hacmi belirginse, net kazanç yöntemi öne çıkabilir. Bu yöntemde dava stratejisi, baştan beri ticari kayıtların celbine ve bilirkişi incelemesine göre kurulmalıdır. Aksi halde “çok sattılar” iddiası ekonomik karşılık bulmadan havada kalabilir.
Eğer dosyada lisans mantığı daha doğal duruyorsa; örneğin markanın normal şartlarda lisanslanabilir bir ticari değer taşıdığı, tarafların aynı sektörde olduğu ve kullanımın belirli bir ekonomik karşılığı olduğu gösterilebiliyorsa, lisans bedeli yöntemi çoğu zaman en dengeli ve ispatı en yönetilebilir seçenek olur. Kısacası doğru yöntem, kanundaki sıraya göre değil; dosyanın deliline göre seçilir.
Bu konuda mutlaka uzman marka avukatı desteği alınmalıdır. Verilecek karar, oldukça stratejiktir.
Marka İhlali Tazminat Hesabında Dikkate Alınan Kriterler
SMK m. 151/3 uyarınca, yoksun kalınan kazancın hesaplanmasında özellikle şu etkenler göz önünde tutulur:
- Sınai mülkiyet hakkının ekonomik önemi ve markanın tanınmışlık düzeyi.
- Tecavüz sırasında markaya ilişkin lisansların sayısı, süresi ve çeşidi.
- İhlalin niteliği, boyutu ve süresi.
- Markanın ürün üzerindeki etkisi (marka etkisi oranı).
- Lisans bedeli yönteminde; sektördeki emsal oranlar, davalının cirosu ve faaliyet hacmi dikkate alınır.
Davacının seçtiği yönteme göre somut bir hesaplama yapılamadığı durumlarda (örneğin davalının ticari defterlerini sunmaması, kayıtların yetersizliği veya ihlal süresinin tam belirlenememesi), Türk Borçlar Kanunu m. 50 ve 51 hükümleri devreye girer. Bu durumda hakim; olayın akışını, ihlalin ağırlığını ve tarafların durumunu gözeterek tazminat miktarını hakkaniyete göre takdir eder.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi, E. 2022/665, K. 2024/854, T. 03.05.2024: “öte yandan, davalının marka hakkına tecavüz oluşturan bu eylemi nedeniyle elde ettiği net kazanç tespit edilemediğinden TBK’nın 50/2. Maddesi uyarınca tazminat takdirinde bir isabetsizlik bulunmadığı gibi takdir edilen maddi ve manevi tazminat miktarının da somut olayın özelliklerine ve hakkaniyete uygun bulunduğu anlaşılmakla”
Ancak, mahkemenin yeterli inceleme yapmaksızın doğrudan takdire gitmesi bozma nedeni sayılabilmektedir.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi, E. 2024/50, K. 2026/83, T. 16.01.2026: “Oysa, TBK’nın 50. maddesiyle, hakime uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirleme yetkisi tanınmış olup somut olayda mahkemece yukarıda izah edilen hususlarda yeterli değerlendirme ve inceleme yapılmaksızın TBK’nın 50. maddesine dayalı olarak lisans bedelinin takdiren belirlenmesi doğru olmamıştır. Mahkemece alınan bilirkişi raporu, yukarıda açıklanan hususlar dikkate alınmadan hazırladığından, hüküm kurmaya ve denetime elverişli değildir.”
En Sık Yapılan Hatalar
En sık gördüğüm hata, tazminatı delilden bağımsız düşünmektir. “Markamı ihlal ederek aynısını, benzerini ayniyet ve/veya iltibas etmek suretiyle kullandılar, o hâlde yüksek tazminat çıkar” yaklaşımı çoğu zaman gerçekçi değildir. Tazminat hesabı, iddianın değil verinin alanıdır. “Markamı başkası kullanıyor“ diyen bir hak sahibinin izlemesi gereken bir süreç bulunmaktadır. Süreç, içerisinde stratejik ve önemli kararları barındıran bir hukuk stratejisi inşa sürecidir. Doğru adımlar, doğru zamanda atılmalıdır.
İkinci büyük hata, ciro ile kazancı karıştırmaktır. Karşı tarafın çok satmış olması her zaman aynı ölçüde net kazanç elde ettiği anlamına gelmez. Bu ayrım yapılmadan net kazanç yöntemi seçildiğinde dosya zayıflayabilir.
Üçüncü hata, itibar tazminatı ile manevi tazminatı aynı talep gibi kurmaktır. Bunlar bağlantılı olmakla birlikte aynı şey değildir; farklı olgularla desteklenmesi gerekir.
Dördüncü hata, marka ihlali gerçekleştirilen mecradan ihlal konusu dijital/fiziki ürünler kaldırılınca işin bittiğini sanmaktır. Oysa birçok dosyada görünürlük sona erse bile zarar devam eder veya zaten doğmuş olur.
Beşinci hata, karşı tarafı çok erken uyarmaktır. Özellikle dijital ihlallerde ekranlar, satış verileri ve kullanım izleri çok hızlı kaybolabilir. Bu nedenle marka ihlali tazminat davalarından önce Değişik İş (D.İş) talepli olarak delillerin tespitinin sağlanması çoğu zaman doğru bir stratejidir.
Sonuç: Hangi Yöntemi Seçmelisiniz?
Marka hukukunda tazminat meselesi, “hangi maddeden dava açılır?” sorusundan ibaret değildir. Asıl mesele, dosyanın ekonomik hikâyesini doğru kurmaktır. Eğer güçlü satış geçmişiniz varsa ve ihlal olmasaydı hangi geliri elde edeceğinizi makul biçimde gösterebiliyorsanız, muhtemel gelir yöntemi daha anlamlı olabilir. Eğer karşı tarafın haksız kazancı dosyanın merkezindeyse, net kazanç yöntemi öne çıkabilir. Eğer lisans mantığı daha gerçekçiyse, lisans bedeli çoğu zaman daha güvenli bir zemin sunar. Bu seçim, soyut tercih değil; delil stratejisidir. Ve çoğu marka ihlali dosyasında sonucu belirleyen şey tam olarak budur.




